Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesindeki Türkiye’nin Botanik Bitkileri

Evliya Çelebi, geziler

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesindeki Türkiye’nin Botanik Bitkileri
Doğa bilimci olmadığı halde Evliya Çelebi İstanbul’un botanik güzelliği hakkında araştırmalarıyla, iyi gözlem yeteneğiyle bizlere sunmuştur.

Seyahatname içinde Evliya Çelebi geçtiği yolları, kaldığı yerleri, üstlendiği görevleri, katıldığı seferleri, yaşadığı serüvenleri, tarih bilgilerde ilave ederek, yolculuk tarihi sırasına göre anlatır.

Evliya Çelebi (1611- 1682) Seyahatnamesindeki Türkiye’nin Botanik Bitkileri
Biz burada, Evliya Çelebi’nin günümüz Türkiye hudutları içinde gezdiği yerleri belirlemek, Trakya ve Anadolu’da bulunduğu sıralarda nereden hangi bitkileri kaydettiğini öğrenmek ve seyahatnamenin botanik değerini ortaya koymak istedik. Bu yerler Evliya Çelebi’nin bu yerlerden kaydettiği bitkiler aşağıda, seyahatnamede takip edilen sıraya sadık kalınarak açıklanmıştır.

İstanbul Yöresi Bitkileri
Evliya Çelebi önce İstanbul’u gezer ve onun çeşitli yönleri ile tanıtır. Bu arada bitkileri de unutmaz. Örneğin şehir içinde, bahçelerde, avlularda, mesire yerlerinde, ormanlarda gördüğü ağaçları kaydeder. Onları da ne şekilde tanıttığı hakkında bilgi vermek için, cami avlularından birkaç örnek nakledelim:

Eyüp Sultan Cami: Avlu içinde dut ve diğer ağaçlarla yedi tane büyük ağaç vardır.

Fatih Cami: Başları göğe uzanan ve minarelerle adeta beraber olan yeşil serviler vardır ki her biri güya yeşil meleklerdir.

Beyazıt Cami: Avlusunun dışı baştan başa sayısız ağaçlarla süslüdür, çoğu çeşitli dut ağaçları vardır.

Süleymaniye Cami: Yüksekliği görülmeyen çınarlar, servi, ıhlamur, kuşdili ağaçları.

Evliya Çelebi, İstanbul’da tek bir tıbbi bitki görmüştür. Bu bitki eğirdir. Onu şu cümlelerle kaydeder:

Kâğıthane gezinti yerinde baruthane çarıklarını çeviren suyun geldiği yer ki, Cendere Boğazı demekle meşhurdur, orada bir çeşit Eğir kökü çıkar ki, Azak’ta ve Gerede de çıkanlardan çok daha şifalıdır. Yiyeni bin kere geğirtir. Tuhaf hassı vardır. Fakat çok azdır. Çoğu zaman su kaplumbağası onu yiyip yağlanır. Galata’dan Frenk tayfları gelip, adı geçen kaplumbağaları avlayıp bütün çeşitli hastalıklar için ilaç ederler. Doğrusu bin kere şifası görülmüştür.

Evliya Çelebi, kokulu drog ve bitkilere de yabancı değildir. Seyahatnamede daha baştan itibaren rastladıklarımız şunlardır: misk, sümbül, kırmız gül, reyhan (fesleğen), safran, benefşe (menekşe), karanfil, yasemin, beyazgül.

Evliya Çelebi doğayı sever. İstanbul civarının bağ ve bahçelerini, mesire yerlerini, Haliç kıyılarını, Boğaziçi’nin sahillerini, tepelerini, vadilerini gezmiş, bu yörelerin ağaçlarına, otlarına, çiçeklerine, meyvelerine dikkat etmiştir. Örneğin Boğaz da Büyükdere Ormanı’na ve Yuşa Tepesi’ne kadar gitmiş, batıda Terkos Gölü’nden ve Çekmece Göllerinden bahsetmiştir. Gördüğü bitkileri seyahatnamede ne şekil cümleler içinde kaydettiği hakkında bilgi vermek için aşağıda birkaç örnek sunuyoruz:

Sütlüce Bahçeleri: Çam fıstığı ağaçlarıyla süslü, gülü bülbüllü bir bağdır… Dört tarafı fıstık ve servi ağaçları ile süslüdür.

Hasköy Bahçeleri: Bağ ve bahçeleri öyle limon, öyle nar verir ki, hiçbir bağda benzeri bulunmaz.

Kasımpaşa: Bütün meyve ağaçlarıyla donatılmıştır. Baştan başa ceviz ağaçlarıyla süslüdür. Sulu lal renkli şeftalisi, şirin kayısısı, cem şah engürüsü, Şam üzümü meşhurdur. Çimenlik yeri yoktur.

Ali bey Köyü: Mesiresi bir çimenlik dere içinde; yetmiş seksen kadar çınar ağaçlarıyla süslü güngörmez bir gezinti yeridir. Kâğıthane lalesi adıyla meşhur olan çeşitli laleler buradadır. Lale vakti bu mesireyi görenin aklı perişan olur; Burada has olan ot, tırfıl, yonca, ayrık, kara karık, sarı karık gibi çimen hiçbir yerde bulunmaz.

Kâğıthane: Bu nehrin iki tarafı çınar, kavak ve dalları aşağı sarkmış söğütler ile süslüdür. İki tarafı olan ağaçların kökleri su içinde balık ağına dönmüştür.

Beşiktaş: Çınar, söğüt, sakız, servi cevz-i rumi ağaçlarıyla süslü bir vadidir.

Arnavut köy: Safi çam fıstığı ağaçlarıyla süslüdür.

Rumelihisarı: Emsalsiz kiraz bağları vardır ki, Hisar kirazı adıyla, Rum, Arap ve Acem’de meşhurdur.

Büyük dere: Burada bir takım çınar, kavak, servi dalları baş aşağı söğüt ve diğer ağaçlar vardır ki, her biri göğe ulaşmış sonsuz ağaçlardır. Yere güneş işlemez ağaçlıktır. Çeşitli çimenlikleri ve nice akan pınarları ile süslenmiş bir gönül alıcı gezinti yeridir.

Kavak: Dağlarının kestanesi ve ahlat armudu meşhurdur. Dört tarafı kestane ormanıdır.

Yuşa Tepesi: Servilerle süslü, cihanı seyreden bir çimenliktir.

Çubuklu: Burada çıkan kızılcık hiçbir memlekette çıkmaz, her birinden nice bin renk ve çeşitli hasıl olur. Kokudan insanlar dimağı kokulanır.

Evliya Çelebi’nin İstanbul yöresi bitkileri ile yukarıdaki kayıtlardan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: O bir doğa bilimci olmadığı halde ağaçları tanır, bazı ot adlarını bilir, renkli ve kokulu çiçekler ve seçkin meyveler ile ilgilenir, kısaca bitkileri sever, öyle ki, onların özelliklerini kaydederken çoğu zaman abartılı, fakat zarif teşbihler yapar. Bu durumu, onun özel karakterine ve özel üslubuna bağlıyoruz. Şunu da ilave etmek isteriz ki, Evliya Çelebi dikkatli bir gözlemcidir. Kağıthane deresinin iki kenarındaki ağaçların köklerinin su içinde balık ağına dönmüş olduğunu görüp kaydetmesi, bu karakterini kanıtlamaktadır. (Kaynak : Türkiye’de Botanik Tarihi Araştırmaları)

Click to rate this post!
[Total: 1 Average: 5]
(Visited 10 times, 1 visits today)

Benzer konular

Leave a Comment